Ali Kemal Demir ile Hayat, Sanat ve Göç Üzerine:
Cesaretin Öyküsü
Triáda & Art Talks serimizin ilk konuğu, Almanya’da yarım asırlık sanat yolculuğu ile hem göçmen kimliğinin hem de tiyatro sanatının güçlü bir temsilcisi: Ali Kemal Demir.
Göçün, kimlik arayışının ve sanatın kesişim noktasında duran bu hikâye; cesaret, dirayet ve ilhamla örülü. Buyurun, sahnenin tozunu Türkiye’den Almanya’ya taşıyan bir sanatçının dünyasına birlikte göz atalım.
İlk Adımlar: “Soğuk Sulara Atlamak”
Ali Kemal Demir’in Almanya serüveni, kendisinin tabiriyle “soğuk suya atlamak” deyimini karşılıyor. Hiç Almanca bilmeden Alman tiyatrolarında oyunculuk yapmaya başlayan sanatçı, sahnede ezberini kasetlerden dinleyerek tamamladı. Yabancı olmanın getirdiği engelleri çalışkanlık ve adanmışlıkla aştı.
“Alman tiyatrolarında tek kelime bilmeden oynamaya başladım. Rejisörüm kasete konuşurdu, ben dinler ezberlerdim. Başka şansım yoktu: çok çalışmam gerekti.”
Kafka’nın Bir Akademi için Rapor adlı eserini sahnelemek istediğinde karşılaştığı ırkçı tavır ise hayatının yönünü değiştiren dönüm noktası oldu. Oyunculuktan rejisörlüğe ve tiyatro eğitmenliğine geçişinin fitili burada ateşlendi.
“Kültür müdürlüğünde çalışan bir kadının, bana ‘Kemal Bey siz yabancı bir oyuncusunuz, bu oyunu oynayan bir sürü Alman var, size destek veremem’ demesiyle hayatım değişti. O söz, beni tiyatro eğitmenliğine, rejisörlüğe, yepyeni bir sürece savurdu.”
Bu karar, onu yalnızca Almanya çapında tiyatro eğitmenliği ve rejisörlüğe değil, aynı zamanda tiyatro eğitimine yön veren bilim kurullarında görev almaya kadar taşıdı. Bugün Almanya’da birçok okulda “Demir Metodu” adıyla bilinen yaklaşım, onun yıllar süren emeğinin bir ürünü.
Irkçılıkla Mücadele: Tepkiden Mizaha
Göçmen kimliğiyle yaşadığı zorlukları üç evreyle anlatıyor Demir: önce sabırla açıklamak, sonra öfkeyle tepki vermek ve nihayetinde mizahla baş etmek.
“Bir Alman bir gün çalışıyorsa, ben beş gün çalıştım. Kolay vermiyorlar. Ama bir noktadan sonra dalga geçmeye başladım. O zaman işte en büyük keyfi aldım.”
Zorlukları mizahla beraber göğüslediği dönemde, “Türkiye’de gardırop var mı?” diye soran arkadaşına, “Yok, ne gezer duvardan duvara bir ip geriyoruz, iki gömleğimiz var zaten asıyoruz” yanıtını verdiğini aktarıyor.
Benzer bir olayı da Kardak krizi döneminde Atina’da sahnelediği bir oyunda yaşamış. Bir gazeteci, sahnelenen oyunun Türkçe metnine nasıl ulaştığını sorduğunda Demir, gülerek şu yanıtı vermiş:
“Türkçe text nereden olsun? Japonca buldum ben. Japoncayı önce Almancaya çevirttik, sonra Türkçeye çevirttik.”
Basın toplantısında herkesin kahkahaya boğulduğunu anlatan Ali Kemal Demir, bu tür nükteli cevaplarıyla gerginlikleri yumuşatmayı, önyargıları kırmayı başardığını ifade ediyor.
Alman tiyatrosunun klasik metinlerini sahneye koyarken göçmen kimliğini avantaja çevirdi. Lessing’in ağır ve didaktik metnini akıl hastanesinde geçen bir komediye dönüştürerek seyircinin gönlünü kazandı.Cesareti, seyirciyi tiyatronun soğuk duvarlarından alıp kahkahanın sıcaklığına taşıdı.
Türkiye ile Kopmayan Bağlar
Almanya’da kazandığı özgürlük, sansürsüz çalışma imkânı Demir için büyük bir artı olsa da Türkiye tiyatrosu ile bağını hiç koparmadı. Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nde misafir doçentlik yaptı, İstanbul’daki akademilerde dersler verdi. Bugün Türkiye’de bazı tiyatrolarda “Demir Metodu” adıyla uygulanan yaklaşım, onun pedagojik katkısının bir sonucu.
Ancak Türkiye’de otosansürün sanatın hareket alanını daralttığını da gözlemliyor:
“Biz burada istediğimizi yapıyoruz, kimseye hesap vermiyoruz. Orada oyunculuk çok güçlü ama rejisörlükte aynı şeyi söylemek zor.”
Ayrıca Türkiye’de pedagojik eğitim eksikliğine vurgu yapıyor:
“Türkiye’de tiyatro pedagojisi eksik, halbuki insanla çalışıyorsun. Karakteri dönüştürüyorsun, kişilik bölünmesi yaratıyorsun. Bunun için pedagojik altyapı şart.”
Ödüller, Kültür Merkezi ve Hayatın Başka Yüzleri
UNESCO’dan Avrupa İnsani Yaşam Ödülü’ne uzanan toplamda 15’ten fazla uluslararası ödül, Demir’in başarısını taçlandırmış. Almanya devleti tarafından kendisine tahsis edilen merkezde engellilerle tiyatro projeleri yürütüyor, genç sanatçılar yetiştiriyor.
En büyük mutluluğu ise torunuyla geçirdiği zamanlar:
“İki gün konuşmayınca üçüncü gün ben arıyorum.”
Son yıllarda kas hastalığı nedeniyle tekerlekli sandalye ile yaşamını sürdürüyor. Ancak bu yeni kimliğini sahneden uzaklaştıracak bir engel olarak değil, hayatın başka bir gerçeği olarak görüyor.
UNESCO destekli projelerde Türk, Yunan, İsrailli, Filistinli ve Alman oyuncuları aynı sahnede buluşturdu. Çok dilli, çok kimlikli projeler onun sanat anlayışının merkezinde yer aldı.
Lessing’in Almanlar için kutsal kabul edilen Nathan der Weise oyununu sahnelediğinde, metni akıl hastanesine taşıyarak komediye dönüştürdü. Seyirciler önce şok oldu, sonra kahkahalara boğuldu. Lessing Müzesi’nin müdürü gelip şunları söyledi:
“Biz yıllarca bu oyunu gençlere nasıl sevdireceğimizi düşündük. Demek ki bir Türk rejisörün bunu göstermesi gerekiyormuş.”
Demir, Almanya’da devletten tahsis edilen merkezinde dersler veriyor. Çok amaçlı salonlar, atölyeler ve tekerlekli sandalyeye uygun yapısıyla burası adeta onun laboratuvarı. Antika kostümler ve 150 yıllık kukla koleksiyonları da burada. Daha önce cadı figürlerinden oluşan koleksiyonunu İstanbul Oyuncak Müzesi’ne bağışladığını açıklayan Demir, yakında Kaspar Tiyatrosu’na ait figürlerin de müzede yer alacağını duyuruyor:
“Kişisel anılarım, kültürel bir köprüye dönüşüyor.”
Gençlere Altın Öğüt: “O Toplumun Bireyi Olun”
Genç göçmenlere en büyük tavsiyesi, yaşadıkları ülkenin parçası olmak:
“Türk bakkalından alışveriş yapıp döner yemekle buralı olunmaz. Oy kullanmak, o toplumun kültürünü öğrenmek, dilini konuşmak gerek. Yabancılaşma önce insanın kendi içinden başlar.”
Hırs Yerine Sadelik
Bugün geriye dönüp baktığında en büyük “keşke”sinin biraz daha hırslı olmamak olduğunu söylüyor. Çekmediği senaryolar, yapmadığı projeler var. Ama bir o kadar da özgürlüğün, anonim kalabilmenin keyfini sürüyor:
“Almanya’da tiyatroyla ilgilenen herkes tanır beni. Ama aynı zamanda anonimim. İşte bunun tadı çok güzel. En zoru ama en güzeli: sıradan ve basit olmak.”
Gündemdeki Çalışmaları
Bugünlerde sahneye koyduğu tek kişilik oyunda, savaştan kaçan bir Iraklı kadının dramını işliyor. Ayrıca otizmli ve down sendromlu oyuncularla yürüttüğü uzun soluklu projeler devam ediyor. Yeni oyunları Almanya’nın farklı şehirlerinde sahnelenecek.
Son Söz
Ali Kemal Demir’in hikâyesi, göçün ve yabancılığın ötesinde, insanın kendi kimliğini sahnede yeniden kurabilmesinin hikâyesi.
Cesaret, mizah ve sanatla örülü bu yolculuk yalnızca tiyatronun değil, hayatın da sahnesine dair güçlü bir ders niteliğinde.
Röportaj ve Editör: SEÇİL GÖKÇEOĞLU



